YENİ NÜFUS KANUNU ve YAŞANMIŞ BİR OLAY
81717 defa okundu
21 Kasım 2017 Salı - 12:00

“5237 Sayılı Kanun Madde 231- (1) Bir çocuğun soybağını değiştiren veya gizleyen kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Özen yükümlülüğüne aykırı davranarak, sağlık kurumundaki bir çocuğun başka bir çocukla karışmasına neden olan kişi, bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”

 

“5490 Sayılı Kanun Madde 15-(1)-Sağlık personelinin takibi dışında doğan çocukların doğum bildirimi nüfus müdürlüklerine sözlü beyanla yapılır. Her sözlü beyanda mülki idare amirinin emri ile aile hekimlerince beyanların doğruluğunun araştırılması zorunludur.”

 

YAŞANMIŞ BİR OLAY ÜZERİNDEN 5490 SAYILI KANUN İLE AİLE HEKİMLERİNE GETİRİLEN "ARAŞTIRMA YÜKÜMLÜLÜĞÜNÜN" DEĞERLENDİRİLMESİ 

 

Gerçekten yaşanmış ve birinci ağızdan öğrenilmiş bir topuk kanı alınması ile başlayan olayları, sizlere aktarmak istiyorum.

 

Aile Hekimliğinin tüm Türkiye’de başladığı dönem. Ne doğu da ne de batıda bir Anadolu şehri.

 

Aile Sağlığı Elemanı olan hemşire Aile Hekiminin yanına gelir : “Dr. Bey bir sorunumuz var. Bir topuk kanı geldi. Kadın gebeliğini bize bildirmemiş. Hiç takip yapmamışız. Sıkıntı yaşar mıyız?”

 

Aile Hekimi sinirlenir. Takip odasına gider. Hasta olarak hatırladığı bir karı koca. Çok da uzak olmayan bir mobil bölgesinden gelme. Önce “Hayırlı olsun.” der. Sonra fırçaya başlar:” Neden sorumsuzluk yapıyorsunuz? Hemşire hanıma neden haber vermediniz? Devlet tüm gebelerin takibini istiyor! Şimdi gebeliğiniz niye takip edilmedi diye devlet bizden hesap soracak.“ vb…

 

Cevaplar çok da bilindik: “Bilmiyorduk. Eşimin memleketine gitmiştik. Kusura bakmayın.Bir daha olmaz. Bundan sonra ne zaman çağırırsanız geliriz.” Vb…

 

Çocuğun kaydı nüfusa düşmüştür, TC no su mevcuttur. Gerekli evraklar, tutanaklar doldurulur.

 

Çocuğun topuk kanı alınır. Hemşire hanım sorgular. Çocuğun mama ile beslendiği görülünce anneye fırça atılır. Kadın mahcup bir şekilde “Sütüm hiç gelmedi.” der." Konu kapatılır.

 

Hemşire aile aşı izlem takvimini verir. “Bir daha da böyle bir durum olmaması” konusunda sıkı tembihini yapar. Aile de “Bir daha bu şekilde olumsuz bir durumun olmayacağı” garantisini vererek Aile Sağlığı Merkezi’nden ayrılır.

 

Aile Hekimi de ve hemşire de rutin işlerine döner; kriz bitmiştir.

 

Ta ki bir iki hafta sonra Aile Hekimine çok da sevdiği başka bir Aile Hekiminden gelen telefona kadar. Aralarındaki konuşma:

 

-Senin nüfusuna kayıtlı X’in bir çocuğu olmuş.

 

-Evet abi. Topuk kanını aldık. Takiplerini yapıyoruz.

 

-Sıkıntılı bir durum var!

 

-Nasıl bir sıkıntı?

 

-O çocuk benim nüfusa kayıtlı Y’nin çocuğu.

 

-Nasıl yani!? Aile çocuğun kimliği ile geldi.

 

-Karışık bir durum.

 

…..

 

Diğer aile hekimine de yardımcı olmak gerekir. ilk Aile Hekimi hemen aileyi çağırır. İl Sağlık Müdürlüğü aranır (HSM lerin henüz kurulmadığı dönem). Diğer Aile Hekimi ile daha da detaylı konuşulur. Bulmaca çözülür:“Yıllardır çocuğu olmayan çiftin artık birlikteliği için tehlike çanları çalmaktadır. Erkek üzerinde çok ağır ailesel baskı vardır. Artık baskıları göğüsleyemeyecek hale gelmiştir. Eşine yeni bir çocuk alıp geleceğini söyler. Kendi ailesinin inanması için hamile taklidi yapmasını ister. Kadın çocuğun nasıl geleceğini sormaz, belki de sormak istemez. Kadın eşinin ailesinin yanına gider. 9 ay hamile taklidi yapar. Herkese doğum yaptığı duyurulur. Gebeliğin sonunda da (!) eşi kucağında yeni doğmuş bir bebek ile gelir.  Çok da sorgulamaz. Ama içine de kurt düşmüştür. Zorlayınca bebeğin, eşi ile başka bir kadının biyolojik çocuğu olduğunu öğrenir. Eşi en azından kendi ile kan bağı olması için başka bir kadınla anlaşma yapmış, ve o kadın erkeğin çocuğunu doğurmuştur. Yıllardır duyduğu evlat hasreti ile çok da umursamaz. Çocuğu bağrına basar ve benimser. “.

 

Kadın, Aile Hekimine yalvarır: “Dr. Bey kimsenin haberi olmasın. Eşimin ailesi duymasın. Beni yavrumdan ayırmayın yoksa ben ölürüm….”

 

Olayı karıştıran doğumun gerçekleştiği özel hastane olmuştur.

 

Özel hastane de doğum olunca, hastane bildirim yaptığı için, yeni doğan bebek için bir TC no su üretilmiştir. Her doğan bebek anne TC numarası ile sisteme düşmektedir. Sağlık Bakanlığı bu yeni doğan çocuğun topuk kanının alınmadığını sistem üzerinden fark eder. Doğum yapan annenin Aile Hekimine ulaşır (ikinci Aile Hekiminin hikaye dahil olması.).

Aile Hekimi şaşırır. Kayıtlarında böyle bir gebe yoktur. Hatta doğum yapan kadın kayıtlara göre evli de değildir. Uğraşılır, adresi tespit edilir. Eve gidilir. Kadının annesi feryat-ı figan eder :

 

-Dr. Bey lütfen kimse duymasın. Benim kızım boşanmış. Bu gebelikten kimsenin haberi yok!. Abileri duyarsa öldürür!.

 

-Çocuk nerede? Topuk kanı alınması lazım!

 

-Çocuğu verdik.

 

-Nasıl yani?

 

-Çocuğun babası aldı götürdü.

 

-Babası kim?

 

-Babası başkası ile evli. Kızım ile sadece bu çocuğun doğması için anlaşmış. Ne olur kimse duymasın! Başımız belaya girer. Babası şu kişi.

 

İkinci aile hekimi sistem üzerinden  babayı sorgular. Bakar ki aile hekimi hikayenin ilk kahramanı.

 

Ortada tek bir bebek var iken sistem topuk kanı alınması gereken iki adet bebek olduğunu göstermektedir.

 

Çık işin içinden, çıkabilirsen.

 

Nasıl sonuçlandı?

 

Bebek bugün büyümüş, hala anne-babasın yanında. Diğer TC si olan ama gerçekte olmayan bebek ne oldu bilinmiyor.

 

Bu olayı anlatan Aile Hekimi arkadaşımız olaya çok da müdahil olmamak için İl Sağlık Müdürlüğüne durumu bildiriyor. Sonucunu da hiç araştırmıyor.

 

Bu somut olayda bebeğin biyolojik annesi hastanede doğum yapmasa veya hastanede doğum yapacaksa da bebeği alan kadının kimliği ile doğum yapsa idi ( ki yaşanmayan bir durum değildir.) ne olacaktı?

 

Hele bu kanunda yürürlükte olduğu zamanda?

 

Hele de bebeğin biyolojik annesi yıllar sonra pişmanlık ile çocuğun peşine düşüp bulursa ve çocuğu geri isterse? İş yargıya intikal ederse?

 

Hele hele bir de mahkemenin “ilgili bebeğin aile hekiminin yaptığı araştırma neticesi verdiği belge ile başka soybağının değiştiğini” gördüğü durumda?

 

Aile hekimi doğmasına veya doğurtulmasına hiçbir katkısı olmadığı bir çocuğunu "soybağını değiştirmek için işbirliğinde bulunmaktan" yargılanabilir miydi? Hani akli meleke raporlarında olduğu gibi?

 

Cevabını bilmiyorum, cevabının anlaşılacağını bir olayın da hiçbir meslektaşımızın başına gelmesini istemem.

 

Dr. Lütfi TİYEKLİ'nin diğer yazıları